Meramımız

Meramımız

Üç ev görsek şehir sanıyorduk. Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza. Biliyorduk bilginin bu topraklardaki değersizliğini. Şiirin ölçülere tutsaklığını, tiyatronun perdelerin arkasında kaldığını ve felsefenin Aristo’yla başlayıp son bulduğunu da.

İnsan gizeminin ve düş gücünün yok olmasının ne demek olduğunu derinden kavrayabiliyor muyduk? Gerçeklikle düş iç içe değil miydi? Nerede gerçeklik başlıyor, nerede düş bitiyor o sırrı öğrenebilir o sırrın geçtiği yeri saptayabilir miydik? Her yerinden tel örgülerle çevrilmiş düşüncelerimizin açığa kavuşması için ruhumuza zerk olmuş hayallerimizi gerçekleştirmenin vakti gelmedi mi daha? Vakit, içimizdeki kalabalıkların dışımızdaki kalabalıklardan daha fazla olduğunu bilmenin, yan yana gelip düşlerimizle geleceğe işaret fişeklerini bırakmanın vaktidir!

Kent Enstitüleri, tek bir alanda var olmaktansa hayatın her alanına dokunmanın; güzel filmlerin güzel şiirlerle benzerliğini, doğa bilimlerinin tarihle yollarının kesiştiğini, Platon’un felsefesinin ekonomik durumuyla ilgili olduğunu bilmenin heyecanıyla edinilen bilgileri pratikte sınaya bilmenin yollarını arayanlar tarafından kurulmuştur. İnsanlığı öngörülebilirlik ihtiyacı için birbirinin düşünsel ikizi haline getiren bu sistem içinde var olan öğretmen-öğrenci hiyerarşisinin sağladığı ve gençliğin sadece “eğitilen” konumuna düşürüldüğü; sorgulamaktan, üretmekten yoksun diplomalılar olarak piyasaya katıldığı bu ortamda kendisini bir özne olarak var etmesinin ne kadar zor olduğunun farkındayız. Var olan bilgi üretim süreçlerine karşı bir alternatif yaratma zorunluluğunun da. Enstitüler herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği; birileri için değil kendisi için öğreneceği, konuşacağı, yazacağı, çizeceği ve üreteceği bir alandır. Bu yola, bir olmanın deneyimini ve üretkenliğini keşfetmek için girdik ve birlikte üretme ile ortaya çıkan dayanışmaya hiçbir not sisteminin paha biçemeyeceğini biliyoruz.

Bugüne dek Kent Enstitülerinde gerçekleştirdiğimiz okullar, paneller, atölyeler bizi görmezden gelip kendi isteklerini dikte edenlerin tam karşısında bizim özgür alanımızı yaratarak durdu. Bu koskoca kentin unutulmuş mahalleleriyle, bu mahallelerde yaşayanlarla, sansürün karşısında duran sanat emekçileriyle, üniversitelerinin parçalanmaması için direnen öğrencilerle, KHK ile işlerinden edilenlerle bir arada olma; birlikte üretme hali bize öz gücümüzü fark ettirdi, bizi hayatın her alanına götüren bir yol haritası oldu.

Bencil ilişkilerin bizi sürüklediği alanlara, hayallerimize zincir vuranlara, gerçeğin yeniden üretimine engel olanlara, kendimize açılan kapıları bir bir kilitleyenlere, bedenimiz üzerindeki ellere karşı bir sözümüz olsun diye çıktığımız bu yola yepyeni bültenlerle devam ediyoruz. Sanata, bilime, ekolojiye, politikaya dair sözümüzü nasıl söyleyeceğimizi birlikte tartıştığımız okullara; bütün bir gençliği kendi sözümüzü söylemek, kendi yolumuzu yaratmak için çağırıyoruz.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı