Meramımız

Kent Enstitüleri burada!

Göç ettik. Memleketin dört bir yanından diğer köşelerine. Ahşap, taş, kerpiçten evlerden gecekondulara ve az güneş alan apartman dairelerine. Tarlalardan fabrikalara, bahçelerden ofislere, odalardan atölyelere. Traktörlerden metrobüslere. Köylerin meydanlarından, kentlerin dış mahallelerine. Kent Enstitüleri işte bu göç yollarında kuruldu.

KÖYLERDEN KENTLERE

Köy Enstitüleri 1940’ta bir ihtiyacın karşılığı olarak doğdu. Kültürel ve ekonomik değişimin bir parçası olarak köylerde hem tarımsal üretimin verimliliğini artırmak hem de köylülere sosyal, kültürel ve siyasal bir düzen eğitimi vermek üzere; köylerin içinde, köylülerle birlikte inşa edildi. Böylece hem köyde öğretmenlik etmek üzere yetiştirilen gençler zaten köyün içinde yerleşik olacak hem de sanayileşmenin henüz gerçekleşmediği bir zamanda verimi artan tarımla kalkınma sağlanacaktı. Devletin bir kurumu olarak, en küçük yerleşim yerlerinde kurulan Köy Enstitüleri’nin tarihi 14 sene sürdü. 

Köy Enstitüleri’nin bu kısa ve etkili serüveninin izlerini, kapatılma sürecinde görmek mümkün. Köy Enstitüleri toprak ağalarının altında ezilen ve sömürülen köylülerin itirazına dönüştü. Bulunduğu her yerde insanların dayanışmasına, özgürleşme eğilimine merkez oldu. Köy Enstitüleri’nde yalnızca eğitim alarak değil, bunu gündelik hayatı değiştirmek için kullanarak yetişen öğrencilerin tarihi ileri taşıma çabalarına kaynaklık etmeye başladı. Devletin değil, halkın ellerinde Köy Enstitüleri, kuruluş amaçlarını fersah fersah aşarak hayatı yeniden ve başka bir biçimde kurmanın küçük ama önemli pratiklerini oluşturdu. Ve kapatıldı.

Devletin ve sermayenin ihtiyaçları değişti, sanayileşmeyle beraber kentlerdeki fabrikalarda ortaya çıkan işçi ihtiyacını karşılamak üzere göç ettik. Çiftçiydik, işçileştik. “Memleketin geleceği” olarak konumlandırılan gençlerdik, nüfus fazlasına dönüştük. Şimdi kentlerde çalışıyor, okuyor ve yaşıyoruz. Her 10’umuzdan 9’u kentlerde, neredeyse her 5’imizden 1’i de İstanbul’da. Kentlileriyiz artık memleketin. Ancak sürgünde gibi hissediyoruz kendimizi, çünkü henüz kendi kentlerimizi inşa etmedik.

“Turnalar gitti biz gittik
bitmedi peşimizdeki nal sesleri
nerde konaklasak tedirgindik
kuruyordu ırmaklar ve göller” *

KÖY ENSTİTÜLERİ’NDEN KENT ENSTİTÜLERİ’NE

Kent Enstitüleri işte bu göç yolunda kuruldu.

Kentin gerçek sahipleri tarafından, yani kentlerde mücadele ederek hayatını sürdürmeye çalışanlar tarafından kuruldu. Kent Enstitüleri, kurulan değil de kapatılan Köy Enstitüleri’nden aldığı ilhamla kentlerde, kentlilerin dayanışmasıyla, kentleri ve hayatı yeniden kurmaya çalışıyor. Bilimi, sanatı, felsefeyi, politikayı toplumsallaştırmak, kendi ürettiğimiz değerleri kendimiz için kullanmak, hem çağırıldığımız hem de en dış mahallelerine atıldığımız kentleri kuşatmak için buradayız. 

Artık bizim ihtiyaçlarımıza göre biçim vermek istiyoruz; yaşamımıza ve yaşam alanlarımıza. Kent Enstitüleri; bilginin tekelleştiği, sanatın piyasalaştığı, felsefenin elitleştiği, doğanın betonlaştığı, kamusal olanın özelleştiği bir dönemde rekabete değil dayanışmaya, bireyselliğe değil toplumsallığa, ayrımcılığa değil kardeşliğe, hiyerarşiye değil eşitliğe, yalnız anlamaya değil değiştirmeye olan ihtiyaçla doğdu, ilkelerini de bu ihtiyaçlardan alıyor.

Kent Enstitüleri 1 yıldır bu ihtiyaç ve ilkelerle çalışma alanlarını belirliyor ve çalışmalarını sürdürüyor. Aldığımız yol, bugüne dek göçtüklerimizin yanında bir arpa boyu, biliyoruz. Ama bu bilinçle bisikletlerimizi kente doğru sürüyoruz, başka bir kente doğru. İkinci yılımıza girerken aynı dertle, yalnız bu sefer daha fazla dert ortağıyla birlikteyiz. Şimdi, bir adım daha atıyoruz, dernekleşiyoruz.

Kent Enstitüleri, 1 yıl önce buraya emek verenler ve en küçüğünden en büyüğüne katkı koyanlarla zaten kurulmuştu. Şimdi yalnızca birkaç kağıt işini halletmek istiyoruz ki yokuş yukarı sürdüğümüz bisikletlerle bir de engellere takılmayalım. Yaptığımız ilk etkinlikten bu yana Kent Enstitüleri hepimizin emeğiyle var oldu ve var olmak için hala başka bir şeye ihtiyacımız yok. 

Biz, Kent Enstitüleri ihtiyacını doğuran koşulları yaratanların ve büyütenlerin projesi veya vaadi değiliz. Zaten hepimizin elbirliğiyle var ettiği Kent Enstitüleri’ni yeniden yeniden kuranlara karşı buradayız. İstanbul’dan İzmir’e, Edirne,’den Kocaeli ve Bursa’ya, yaşadığımız her kentte, mahallelerde ve üniversitelerde, bulunduğumuz her yerde; yaşamaya, organize olmaya, çalışmaya, üretmeye, dayanışmaya ve paylaşmaya devam edeceğiz. 

“Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı
gözlerimizin yorgun sularında
yaşamak bir inat oldu artık
yaşamak bir direnme oldu zulme” *

Kent Enstitüleri
17 Şubat 2019, Pazar

*Ahmet Telli, Göç

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı