Derlemeler ve YazılarHaydut'un Hikayesi

Haydut’un Hikayesi

Karacabey’de geçen sene bir balıkçı beni arayarak dere kenarında kanadı kırık bir pelikan olduğunu ve uçamadığını söylemişti. Yakalamasını istedim ama tutamadı. Bir kaç hafta sonra aynı bölgeden başka balıkçılar aradı bu kez. Kayıkları da vardı ve nihayet pelikan yakalandı! Hafta sonu olduğu için hemen belediye veterinerinin gözetiminden geçirdik. Artık uçamayacağı anlaşılınca onu şehrin kıyısında, Atatürk Kültür Parkı içerisinde doğal bir azmak içine salma kararı aldık. İçinde balıklar, yabani kuşlar ve ona sahip çıkacak esnafta var diyerek. İlk bir kaç ay uzak durdu herkesten. Aylarca 2-3 günde bir kontrole gidip, yanımızda balık götürdük hep. Adapte olup olmayacağını görmek istiyorduk bir an önce. Bazı zamanlar gittiğimiz ilk anda göremeyince ödümüz kopuyordu ama sonra sazların arasından çıkıveriyordu bir anda. Gel zaman git zaman, Tavacı Refik, bizim pelikanı kendine alıştırmayı başarmış. Artan ekmekleri balıklar yesin diye suya atınca, bizimki de yüzerek gelip ekmeği yemeye çalışan balıkları kocaman gagasıyla yakalayıp karnını doyurmaya başlamış Bir de ‘Haydut’ koymuşlar ismini. Haydut bir anda parkın maskotu oldu. İlk zamanlar insan gördüğünde nereye kaçacağını şaşırırken artık insana bağımlı, hayatında kendine dost belledi bizleri. Müşteriler çaylarını haydutla beraber içerken, o da giderek insanlara karşı yakın davranmaya başladı. Hatta Tavacıya gelen bazı müşteriler sırf ona atmak için balık getiriyorlarmış. Her gün bir kilo balık işletmeden bir o kadarda müşterilerden gelir olmuş. Refik Abi ‘Hayduut’ diye bağırdığında koşa koşa gelişini görünce tamam dedim bu iş oldu. Haydut’un namı giderek yayılmaya başlayınca Belediye Başkanı Ali Özkan da parka gelip pelikanı ziyaret etti ve onu balıkla besledi. Ona sahip çıkan esnafa da duyarlılığından ötürü teşekkür etti ve bir kez daha haklı olarak “Hayvan dostu şehir Karacabey” sloganını yineledi. Derken, aradan aylar geçti. Küresel salgın Corona baş gösterince iş yerleri kapandı, parklar insansız kaldı. Tavacı Refik de 2-3 günde bir dükkanı kontrole gidiyor ve yanında götürdüğü balıkla azmaktaki pelikanı ve diğer kuşları beslemeye devam ediyor. Geçen sabah yine bu amaçla dükkanının arkasındaki azmağa bakınca gözlerine inanamadı Refik abi. Pelikanlar 2 tane olmuşlar. Yani bizimkinin yanına yabani başka bir pelikan inmiş bu kez. Telefon etti, apar topar gittim parka ve işte gördüğüm manzara.

Aman Allahım! Bizdeki mutluluğu tarif edemem. Canı sıkılıyordur tek başına diye üzülüyorduk hep. Şimdi Ak Pelikanların göç dönemi. İşe bak! Park tenhalaşınca göç edenlerden birisi bizimkini yalnız görmüş belli ki, yanına inmiş. Arkadaş olmuşlar hemen… Birbirlerinden de hiç ayrılmıyorlar, çifte kumrular gibi. Biri nereye diğeri oraya. Bir de tavırlar değişmiş; böyle eş buldum havalarında bi haller, bi edalar bizimkilerde, mıç mıç hep yan yanalar

Parkta ikisini görenler eşi gelip onu bulmuş dese de muhtemelen göç ederken mola veren pelikanlardan birisi onu görünce yanına inmeye karar verdi. 2 haftadır beraberler. Bakalım göçe devam edecek mi, yoksa Haydut’a yarenlik mi edecek yabani olan zamanla göreceğiz.

Kaynak:https://twitter.com/alpertuydes/status/1251449120692281344

Bu öykü Alper Tüydeş’in twitter hesabından derlenmiştir.

Son eklenenler

LİMAN’A YANAŞMAK: Deniz ticareti altyapı ağı olarak 19.yüzyıldaki deniz feneri inşaat hareketleri (Esra Nalbant-Binghamton Üniversitesi, Altyapı Tarihi)

Grundrisse'de Marx, "sermayenin dolaşımı aynı zamanda onun oluşumu, büyümesi açısından yaşamsal sürecidir" diyor. Bu dolaşım, ürünün bir dağıtım sistemi...

GERİ DÖNMEMEYE YEMİN ETTİLER: Osmanlı’da Transatlantik Göç ve Göçmen Veritabanı İnşasında Fotoğrafın Kullanımı (Hazal Özdemir – Northwestern Üniversitesi, Tarih Doktora Adayı)

1896-1908 arasında Osmanlı Ermenileri Amerika’da artan iş olanakları ve doğu vilayetlerindeki ekonomik sıkıntılar sebebiyle imparatorluktan ayrılırken II. Abdülhamid hükûmeti...

İSTANBUL’A AŞAĞIDAN VE UZAKTAN BAKMAK: Kentleşmenin Çeperi ve Altyapısı

Bu konuşma, on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı imparatorluğu ölçeğinde modern, kozmopolit bir istisna mekânı olarak ortaya çıkan Pera’nın ekolojik ve...

Cinsiyetçilik erkekleri de öldürür (mü?) – Nil Karasu

Bu yıl Cannes’dan Altın Palmiye ödülüyle dönen Justin Triet imzalı “Bir Düşüşün Anatomisi” filmi üzerine bu yazı. İzlemeyenler için...

Felsefe ve sinema atölyelerimiz başlıyor

Adana Kent Enstitüleri bünyesinde daha önce gerçekleştirdiğimiz dört haftalık film gösterimi ve söyleşilerini geçen haftalarda bitirdik. Bu süre zarfında...

Film gösterimi ve söyleşilerimizin ilk dizisini bitirdik

Volkan Koyutürk’ün kolaylaştırıcılığında 8 haftada 4 film gösterimi ardından söyleşilerimizin ilk dizisini bitirdik. Yılmaz Güney'in yönetmenliğini yaptığı Umut filmi,...