Derlemeler ve YazılarRaporlar

“Emeğin Ekolojisi ve Kenti Yeniden Düşünmek” Etkinlik Raporu

Ankara Kent Enstitüleri’nde Umut-Sen Ekoloji Kolektifi’nden Burcu Arıkan ve Sevinç Türkmen’in katılımıyla gerçekleşen “Emeğin Ekolojisi ve Kenti Yeniden Düşünmek” etkinliğimizde ekolojik sorunların nedenleri, tarihi, işe yaramayan palyatif çözüm önerileri üzerine konuşuldu. Kolektif olarak amaçlarının bu yıkımın tarihsel, sınıfsal ve toplumsal çelişkilerden kaynaklandığını faş etmek olduğu ve Umut-Sen’in hazırlanmakta olan ekolojiye dair sözünü duyuracak metnin bu tür söyleşilerden yararlandığı ifade edildi. 

Etkinlik Sevinç Türkmen’in “Ekolojiye teorik bir biçimde nasıl bakılmalıdır?” sorusunu sorduğu ve yanıtladığı konuşmasıyla başladı. 

“Bu konuda Spinoza ve Marx bize yardımcı olabilir. Onların doğaya ve tarihe maddeci bakışları yani doğayı doğa aracılığıyla açıklama çabaları bize ekolojik sorunların neden-sonuç ilişkilerini kavramada kılavuz olacaktır. Ekoloji maddeci yaklaşımla incelenmeli zira bu yaklaşım bir nesnenin anlaşılması için o nesnenin nedenlerini araştırmak gerektiğini söyler. Yani sonuca bakarak nedenlere gitmez, nedenlere bakarak sonuca gider ve bunlara çözüm arar.

Bu tür bir yaklaşım sosyal bilimlerde kendisine yer bulan insan-doğa dikotomisini reddeder ve insanın doğa içinde bir varlık geliştirdiğini savunur. İnsanlık tarihi, doğa tarihinin bir parçasıdır. Doğa ve insanlık tarihi bağlaşıktır. Söylemde ayırsak bile fiiliyatta ayrılamazlar. 

İnsanlar daima tarihsel bir doğaya ve doğal bir tarihe sahiptir. Her ne kadar insan yabancılaşmış da olsa insanın doğadan bağımsız olduğunu düşünemeyiz, hayal bile edemeyiz. 

Doğada çelişki yoktur, çelişki insan nazarındadır. Misal denizlerin zehirlenmesi, balıkların kitlesel bir şekilde ölmesi veya havanın kirlenmesi doğa için bir şey ifade etmez ama bizim için ifade eder. Bu sorunların tarihsel olduğunu söylemek, bu sorunların çözümü olduğunu, değiştirilebilir olduğunu söylemektir. Bu düşünceden hareketle ekolojik sorunları tarihselleştirdiğimizde bu sorunların kaynağının özellikle son elli yılda dizginlerini koparan, her türlü nesneyi ve ilişkiyi kar marjına endeksleyen kapitalizm olduğunu çıkarsamak zor olmayacaktır.”

Burcu Arıkan’ın, ekoloji ve kent mücadelelerinin nasıl iç içe geçtiğini, kentlerin gündelik hayatta neyi ifade ettiğini, kenti yeniden düşünmenin ne anlama geldiğini anlattığı konuşmasıyla etkinlik devam etti. 

“Kent çalışmaları geçmişte daha çok kartografik bir biçimde ele alınırken günümüzde olumlu bir şekilde sosyoekonomik, tarihi, kültürel ve fiziksel olarak bütüncül biçimde ele alınıyor.

Belediyelerin ortaya çıkmaları 18. ve 19. yüzyıllarda ortak kullanım alanlarının (toprak, su ve doğal kaynaklar) dönüşümüne yani aslında metalaşma süreçlerine denk düşüyor. Belediyeler bu olgularda kaynak dağıtım (parselasyon) ve meşrulaştırma aparatı işlevi görüyor. Bu minvalde günümüz yerel yönetimlerinin çok da yerele hizmet etmediğini, emlaklar aracılığıyla sermayenin birikimine çanak tuttuğunu biliyoruz. İstanbul’da Fikirtepe kentsel dönüşüm örneği bu olguya iyi numuneler sağlıyor. Burada belediye/devletin, sermaye ile iş birliği içinde yerli, işçi ve geneli yoksul halkı yerinden edip başka yerlere sürgün etmesi ve bölgenin mutenalaştırılması hepimizin malumu. Bu siyasetin sonucunda sokağın, kamusal alanın kafelerden ibaret hale geldiğini, sokakta para harcanmadan rahatça vakit geçirilemediğini görüyoruz.

Sadece kentler değil kırlar da bu talandan nasibini aldıkları için günümüzde tarımda, gıda üretim ve dağıtımında çok ciddi sorunlar var. Bu bariz sorunlar ve nedenleri biliniyorken ekolojik mücadeleleri belediyelere bağımlı bir şekilde yürütebilir miyiz? Ancak bu tür çıkar ilişkilerinden kendimizi bağımsız kılarak ve birbirimize omuz vererek bu mücadeleyi sürdürmeliyiz. Bir de tabi kırlara dadanan maden şirketlerinin sadece köylünün sorunu olmadığının farkına vararak.”

Etkinliğin sonunda yapılan tartışma, kentlerin ve kırların talanı, kent ve ekoloji mücadelelerinin nasıl yürütüleceği üzerineydi.

“Toplumsal meselelere toplumsal çözümler sunmak gerekir. Günümüzde ekolojik mücadele veren hareketlerde sıkça gördüğümüz bireysel çözümler bu yıkıma karşı vicdan rahatlatmadan başka bir müdahalede bulunamaz. Toplumsal sorunun çözümü bireysel olamaz.”

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kapalı