Derlemeler

Kentlerimizde ve Zihinlerimizde: Che

Che'nin öldürülmesinin üzerinden 51 yıl geçti. Bugün #CheGuevara, zafer kenti Santa Clara'nın ve insanların ezildiği her kentin zihninde yaşıyor. Che'nin silahla ve şiirle, günlükle ve heykelle, direnişle ve devrimle kentlerimizi ve zihinlerimizi nasıl kuşattığını derledik.

1951 yılında Che ve arkadaşı Alberto, Poderosa ismini verdikleri motorlarıyla yaşadıkları kıtayı keşfetmeye çıktı. Arjantin’den başlayıp, Şili’ye ve kıtanın kıyı şeridinden geçerek Miami’ye uzanan bu yolculuk Che’yi ve ‘ni oluşturdu.

İlk durak Cordoba! Che ve Alberto, gezinin planlarını yapmak ve üzere bu Cordoba’da buluştu. Buradan önce Buenos Aires’e Che’nin ailesinin yanına sonra da Miramar’a geçtiler. Böylece ikili bir göçmen kentinden eve, sonra da bir kıyı kentine uğramıştı bile.

Miramar’da Che’nin deyimiyle değişik duygularla dalgalarının iniş çıkışını izledikleri deniz “benim için hep, sırları asla ifşa etmeksizin, kendisine anlatılan her şeyi içine alan ve en iyi öğütleri veren bir sırdaş, bir dosttu.”

Ha gayret Poderosa! Che ve Alberto Arjantin’deki son durakları olan Bariloche’ye varmak üzere. Poderosa, ikiliyi Bariloche’ye ulaştırsa da yol boyunca emektar bir motor olduğunu hatırlattı. Che ve Alberto Bariloche’de bir süre sığınmak zorunda kaldılar.

Kıyı şeridine iyiden iyiye geçme zamanı! Che ve Alberto, Şili’deki ilk durakları olan Osorno’ya doğru yola çıktı. Bu yol Che’nin araba kullanmayı öğrendiği yola dönüştü. Aceleyle vites geçişlerini görerek, zıplayarak, ciddiyetle ve manzaranın tadını çıkaramadığına hayıflanarak.

Kıyı şeridinde yol almaya devam ettiler. Valdivia, Temuco, Santiago… İlk ayrılık da işte bu sırada oldu. Büyük bir kaza geçiren motorun tamirine neredeyse bütün paralarını harcamalarına rağmen Alberto’nun deyimiyle “çok sevdikleri birine veda eder gibi” ayrıldılar Poderosa’yla.

Valparaiso ve Antogafasta’nın ardından bugünün “gezi” düşüncesine pek uymayan, açıkça hiç de turistik olmayan bir merakla ulaştılar Chuquicamata madenine. Che, bu madende onunla “avare” diye alay eden komünist bir işçiyle de tanıştı.

“Basit ve güçlü diliyle, üç ay hapiste kalışını, örnek bir sadakatle kendisini izleyen aç karısını, merhametli komşunun evine bıraktıkları çocuklarını, iş arayarak dolaşıp durmasını, esrarengiz bir biçimde kaybolan, denize atıldıkları söylenen yoldaşları anlattı…”

Che ve Alberto Peru’ya doğru yol alırken biraz hızlanalım. Yoksulluğu, hadi öğreten demeyelim, yoksullukla yoldaşlığını geliştiren bu yolculukta Che neler yapmadı ki! Machu Picchu’dan Kolombiya futbol takımlarına kadar deneyimledi. (Fotoğraf daha sonradan tabi ki)

Che’nin “binbir suratlı şehir” diye andığı Caracas’ta ise ikinci ayrılık yaşandı. Alberto kalırken Che tıp eğitimini tamamlamak üzere Miami’ye, sonra da Buenos Aires’e döndü.

Bir kıtayı keşfe çıkan bu iki arkadaşın, Che ile Alberto’nun yaptığına seyahat demek doğru olmaz bize göre. Onlar, geçtikleri kentte ne yapmaları gerekiyorsa onu yaptılar. Hekimlik, çiftçilik, futbolculuk, fotoğrafçılık… Tüm bunlardan da devrimci doğdu!

Böylece bahsini kapatırken bu yazıya da büyük oranda kaynaklık eden ‘ın yazısını okumanızı öneriyoruz. Hız kesmeden, bütün kentleri yapmak üzere yöneleceğimiz ikinci bahse geçelim:

Che ile ilgili birazdan anlatacaklarımızın yanlış anlaşılmasını önlemek için hemen başta söylemekte yarar var: O, adalet ve özgürlük için savaşan devrimci bir gerilla ve komutandı! Che’yi bu varlığından koparacak hiçbir tanımlama onun gerçekliğine yakın değildir.

Yüzyılının en tanınmış portresi Che’nin şu meşhur fotoğrafıdır. Bu fotoğraf, 5 Mart 1960 tarihinde La Coubre patlamasında hayatını kaybedenler için düzenlenen cenaze töreninde Alberto Korda tarafından çekildi.

Yine Alberto Korda tarafından çekilen bu fotoğrafta da Che Guevara, Jean-Paul Sartre ve Simone de Beauvoir ile beraber. Alberto Korda, devrime dair birçok fotoğrafın altında gördüğümüz tanıdık bir imza.

Che, Don Kişot’u çocukken okuduktan sonra, bazı zamanlarda tekrar ve tekrar okudu. Ama hekim Ernesto’yu, Kübalı devrimcilerin “el Che”si yapan onun Don Kişot’u alıp Santa Clara’nın tren yollarında yeniden canlandıran cüreti ve cesaretiydi.

Santa Clara’nın kuşatılmasının ardından Batista 400 kadar askerini ve silahlarla mühimmatını bir trenle yollamaya niyetlenir. Ama Che ve beraberindeki 18 gerilla tarafından kuşatılan tren bütün silahlarla birlikte ele geçirilir. Santa Clara’da bu raylar şimdi açık hava müzesi!

4 vagon, yolu kesmek için kullanılan dozer, haritalar, ve Kübalı heykeltraş Jose Delarra’nın heykellerini de içeren müze, bir turistik yer olarak değil ama tarihi hatırlatan bir nokta olarak zihnimizde duruyor.

Jose Delarra, Santa Clara’da bulunan anıtındaki heykeli de yapan heykeltraş. Bu heykelle ilgili de birkaç ufak detaydan bahsedelim. Che’nin yönü zihnindeki bağımsız birleşik Amerika’ya dönük.

Havana’ya girmeden önce kolu kırık olduğu için taktığı boyun askısı duruyor, kolu da alçıda ama kendisine karşı bile isyankar olduğunu simgelemesi için serbest. Kendisi de ailesine yazdığı mektubu “başıboş, isyankar oğlunuz” diye imzalamıştı zaten.

Che’nin mektuplarında gördüğümüz iki nokta var. İlginç olan nokta şu; eşine yazdığı mektupta ‘ten alıntı yapıyor. “Şimdiden ölümümü bir başarısızlık olarak görmüyorum, hatta Hikmet’in de dediği gibi: ‘Yalnız yarım kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim.'”

Önemli olan nokta ise ‘yi somutlaştıran, çocuklarına yazdığı mektuptan bir paragraf: “Her şeyden önce de dünyanın herhangi bir yerinde bir kişiye karşı yapılan bir haksızlığı daima yüreğinizin en derin yerinde hissedebilin. Bu bir devrimcinin en güzel niteliğidir.”

Annesine yazdığı bir mektupta da ‘nden, ‘ye geçtiği noktayı kendisi özetliyor: “Yeni bir ülkeye gittiğimde artık dağları taşları gezmek, müzeleri ve kalıntıları görmek için değil, aynı zamanda halkın mücadelesine katılmak için de gitmiş olacağım.”

Bir kentte Che’nin ünlü portresini duvara çizen yoksul bir genç, o duvarların önünden gelip geçerken zihinleri bilenen kent işçileri, o sokaktan yürüyüşe başlayan binlerce insan… İşte , böyle dönüştüreceğiz kentlerimizi.

Metin Demirtaş’ın tutuklanmasına sebep olan bir şiiri bir ekleme yaparak hatırlayalım. “Bizim de dağlarımız(halkımız, ozanlarımız…) vardır, Che Guevara!” diyordu Metin Demirtaş. Bizim de kentlerimiz vardır Che Guevara!

Che’nin geçtiği kentleri selamlamak ve Che’nin yaptığı gibi kentlerimizi dönüştürmek için olarak andık. Yoksa biz kendi kentlerimizi yaratacağız. Zihnimizde Che’den de öğrendiklerimizle. (Belki bir duvarda yine Che olur, Bariloche’deki gibi!)

‘ni yaratmak için yapılması gerekene dair de çok ünlü bir sözü var tabi ki Che’nin. Fidel’e yazdığı ünlü mektuptan, çok açık, net ve doğrudan söylenen bir cümle bu: “Hasta la victoria siempre!” Zafere kadar, daima!

Biri Türkçe, biri bütün dünya dillerinde söylenen iki şarkıyla (şimdilik) bitirelim. Nicolas Guillen tarafından yazılan, Ülkü Tamer’in Türkçe’ye çevirip, Mehmet Celal’in seslendirdiği bir şarkı: Bolivyalı Küçük Asker

Diğer şarkıyı zaten biliyorsunuz. Hasta siempre comandante!

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı